|
ULUKÖY’DE DÜĞÜN
Eskiden Uluköy’de töre düğünleri bir hayrattı,
Her kes yer içer, bir nevi saltanattı,
Belli kişiler düğünde geçinir, o da marifetti,
Yeni urbalar giyilir, dosta düşmana gösterişti,
Çoğu düğünleri davul, zurnayla veli dede yapardı.
Tecrübeli bir kadın tüm aşçılığı üstlenirdi,
Birkaç kadın düğün ekmeğine önceden otururdu,
Çocuklara gün doğar, Şekeri, Helvayı götürürdü,
Ortalık temizlenir, birisi havluyu süpürürdü,
Bir telaş, bir karmaşa düğün evi belli olurdu.
Cuma günü düğün eksiğiyle başlamıştır artık,
Davullar vurulur, sesi yayılır, yanık yanık,
Karadağdan düğün oduncuları gelir,bölük bölük,
Denkler yıkılır, buram buram çam kokar ortalık,
Dambaşa dikilen bayrak dalgalanır ılık ılık.
Löküsler yanar, dostların gelmesiyle düğün canlanır,
Komşular sevinir, Kimi tanıdık arar, kimi girer çıkar,
Düğün yemekleri vurulur, helvalar garılır, ağır ağır,
Gençler sohbet bahanesiyle görüllü adayları görür,
Yaşlılar düğün sahibine mübarek ıolsun der geçer.
Cumartesi günü düğün hareketlenir ve canlanır,
Ateşler yanar herkes oyun sitilini gösterir,
Fevzinin turhan birincidir, hepsini bastırır,
Isba giyilir kız evine kına yakmaya gidilir,
Ana evinde ağıtlar yakılır gelin süslenir.
Pazar günü okucular çalgı ile karşılanır,
Gelenler Yeregirenli ise birkaç el silah atılır,
Gelin hazırdır, eşyalarla rahvan ata bindirilir,
En dokunaklısı da gelin aldı havası çalınır,
Gelin gider kız evinde hüzün ve gam belirir.
Kör Hurşut dayım, Bayraklı, gençlerle yarışır,
Böcüllerin Hakkı dayım bas bas oyuna yetişir,
Kadınlar bahşiş odasında bir biriyle itişir,
Yarış atları Enebekli’den oğlan evine ulaşır,
Gelin oğlan evine gelmiştir, sırtta içeri taşınır,
Damada dualarla elbise yelek giydirilir.
Davetlilere avuç avuç çerez ikram edilir,
Boşalan tepsiye demir para mendil atılır,
Okucular uğurlanır, damat akrabaya gönderilir,
Alınan emanet malzemeler yerlerine yollanır.
Kız evi yaslıdır, oğlan evi pek neşeli,
Gelin hayatta dikilir duakları kapalı,
Bir düğün de birkaç saat oldu biteli,
Allah mesut etsin, çokça olmalı çocukları,
Onlar murada ersin yeni oldu biz kerevete çıkalı
Mustafa AKKUŞ
BEY KÖYÜNÜN BUĞDAYI
Soyu için tahta ambarlarda saklanan sarı tohum
Bire yetmiş vermeye hazırdır yemyeşil çimen
Terli emeğe cevap veripte sülün gibi serpilen
Altın başakların güzel öyküsüdür hep söylenen.
Tavında ekilir, erince biçilir sonra olur ramas
Teknik öyle ileri ki bir günde biçer, ayırır patos
Harman toplanır,altından süprülür taşlı badas,
Yardımla savrulur,cec çuvallanır, dövene paydos.
Yağmur yağınca mis kokar ovanın toprağı taşı,
Umut olur, ütme olur tarladaki başağın yaşı,
Toplanan hasadın ne olacağı köyde bellidir,
Sokkularda keşkek olur, sahanda bulgur aşı.
Değirmen taşında sıkışarak perişanca ezilen,
Bembeyaz ekmek unu olup, has havuzlara dökülen
O dur yaşayan tüm canlıları yaz, kış doyuran
Zayıfı mezedir atlara tavuklara atılan yem,
Harman boyunca yutulur bir geri ince saman.
Mustafa AKKUŞ
ULUKÖYDEN AYRILIK
Güzel köyümde bahar gelmiş yaz gelmiş
Uzaklardan gelip göremedim
İğde dalına kuş yuva yapmış
Onlar kadar kıymetini bilemedim
Gönlüm her zaman bir gamlı haberle buğulu
Uçup gidiyor sevdiklerimiz birer birer,
Hislerim buruk, gözlerim hep yaşlarla dolu
Bir bir gelmeler, bir bir gitmek içinmiş meğer.
Keremler söylenirdi köyümün dağlarında,
Rüzgarlar dinletirdi bense bilemedim
Cır cır böcekleri öterdi bütün bağlarında
Tatlı uykuların kıymetini bilemedim.
Yüreğimden silemezler geçen günlerin hasretini,
Bilirim ayrılık zordur köyümden, için, için özlerim
Bilemedim eyvah ben köyümün kıymetini
Gece gündüz ağlasan da nafile ey gözlerim
Çaresiz uçup gitsek te yuvadan ,
Ayrılık zordur bilene, Anadan, Babadan, bir de yardan
Ömür biter tükenir, geçer yıllar aradan
İçimdeki hasreti ancak bilir yaratan.
Yöre türküleri çınlardı bağlarında, dağlarında
Aklıma gelir Çeşmeler, yaylalar, Ağpınarım,
Leylekler, kuşlar gezinirdi tarlalarında
Düşündükçe buruk bir sevinçtir, o güzel
hatıralarım.
Mustafa
Akkuş
BEY KÖYÜNÜN HASRETİ
Sana gelmek heyecanı başlar çok önceden
Sevdalılar gibi uyku tutmaz uzayan geceden
Aşınca hafiflersin yükselen Kör oğlu belinden
Koca tepe yaslıdır, Yeşillik görünür Tınaz tepeden
Avşarı geçince nefes alınır Kazan pınardan
Az sonra keskin bir alıç kokusu yayılır
Eski beylerin Eğrek yurdu köler gediğinden
Hızlı bir köprü kurulur, çekemli leylek tepeden,
Nar özlem biter dönünce Dombay virajından
Bey köyünü kucaklarsın biraz sonra yakından
Yaşlı kalıntı izleri geçer boy boy önünden
Neylersin dünya malını bağış olsa garundan
Nefse haz, yaşama can verir geçersen yakınından
Her şey hafif gelir, vazgeçilmez Bey köyünden.
Mustafa AKKUŞ
Özlemle Hevesle bey köyüne Ankara
istikametinden gelişin heyecanı yazıldı
|
KÖYÜMÜ GÖRMEYE GELDİM
Uzanır kuzeyde karabulutlu Kumalar dağı
Karşıda Karadağ, ufuktaki cebeli sultan sağı
Koca kır kucağına almış Beyköy’ü, Akçaköyü
Bir zamanlar çokmuş bu köyün ağası, beyi
Beylerin yaşadığı Uluköy’ü görmeye geldim.
Ahşap evler yıkılmış, su göletleri kurulmuş,
Harımdaki ceviz ağacı kırılmış, bir dalı kalmış.
Yaşlılar ölmüş gençler dışarıya göç etmiş,
Önceden var olan her şey sahipsiz viran olmuş.
Yıkılan ev duvarlarını uzaktan görmeye geldim.
Adres Camiikebir mahalle Kasapoğlu binası,
Önünden geçer taşlı ırazlar sellik deresi,
Yıllara yenik düşmüş havlunun kerpiç manisi
Arklar kaybolmuş yoktur eski söğüt serisi
Doğduğum evi yakından seyretmeye geldim.
Komşularla olan tarla ve su kavgaları bitmiş,
Evimiz satılmış şekli ve çatısı değişmiş,
İğdeler kesilmiş bahçe atlara arpalık olmuş,
Tek yenilik kasapoğlu sokağı levhası konmuş
Yakupoğlunun köşeden sokağı görmeye geldim.
Bursa eyaletmiş işi olan oraya gidermiş,
Hem de eşekle yirmi sekiz günde varırmış,
Uluborlu kaza, Beyköyü o zaman müdürlükmüş,
Hacı Ahmet beyin gemi durduran inadı varmış,
Eski tarihleri karıştırıp öğrenmeye geldim.
Semerkanttan gelen Türkmenler köyü kurmuşlar,
Tataçlar, kalenderler, Böcüller ve daha niceler,
Hayvancılık yaparak geçinirken gezici göçerler,
Varlıklı da olsa Kaybolmuş Ağalar ve tatarlar.
Yattıkları Gurada mezarlığına dua etmeye geldim.
Baharda yeşerirdi kedi deresinin dik yamaçları,
Çekirge avlama yarışına girerdi sokak hindileri,
Şapka sallayarak uçururduk evcil güvercinleri,
Çam bardaklarda su içerdi boz toprak yolmacıları,
Kozak tarlalarında kuzgun kovalamaya geldim.
Bağların ve çay başlarının başka serinliği
vardı,
Ecemlerin ve koca demircinin bağları ovada birdi,
Akşam olurken çapacılar köyün yolunu tutardı,
Çiftçiler gelmez gece nadas tarlasında yatardı,
Mustafa ağaların bağa vişne toplamaya geldim.
Eskiden vardı ali hocalar, Omarlı köy odaları,
Açıkta kalmazdı kalaycı Behçet, tanrı misafirleri,
Neydi o koyun kırkılan serin söğüt gölgeleri,
Tüfekle beklerdik, İlkokuldaki aşı vişneleri,
Mülazımların köşeye söğüt düdük yapmaya geldim.
Köy düğünleri hızlıydı, Davul zurna çalınırdı,
Kına gecesinde ağıtlar yakılır, ısba giyilirdi,
En dokunaklısı da Gelin aldı havası çalınırdı,
Enebekli’de at yarışları olur, Bağ başı beklenirdi,
Örf ve adetler duruyor mu halay çekmeye geldim.
Kerpiç keserdi Velevoğlu, Çamur Osman’ın ekipleri,
Oduncuların bir gelişi vardı püsküllüydü deynekleri
Bağbelinde, harmanda ne sevgiydi komşu yardımlaşmaları
Bizden çok önceymiş ekmek kavgası öşür devirleri
Düven sürmeye, harman aktarmaya, yardıma geldim.
Öyle zor olurdu güdül de kışın suda kesik atması,
Ekmek torbamdan çıkardı kuru soğanla pırasa akı,
Hayalimden geçerdi acı biberli tarhana çorbası
Esas üzüldüğüm çoban lastiğimin çamura batması,
Alacak yerine bir metre yatak yüzü almaya geldim.
Hacıali çeşmesi geceleyin gürültülü akardı
Hatılında gece fenerle güz zahrası yunardı
Ovanın ilk sebzesi meyvesi Uluköy’de çıkardı
Köylerde Buğdayla, Arpayla barabara giderdi,
Eldere merasına kerkenez kuşu avlamaya geldim.
Eksilmezdi Kum tarlanın pirenninin kovası sazı
Taşlık olmuş Nisan ayında coşan Kımıllı çayı
Eğrek yeriydi Elafız bendi, Değirmen yanı,
Eken yok artık selevat, Körkuyu, Karacan, Sayı
Seder’in kuyuya yolmacı suyu doldurmaya geldim.
Ağpınarın suyunu Çayüstü köyü resmen almış,
Eski Dinar yolu iyice daralmış otlu gen olmuş,
Karakuyu, Gökçealiye,çorağa kamışa giden kalmamış,
Kanal dibinde mısır ütmesi eskidenmiş,
İbişoğlu kuyusuna pazarcı karşılamaya geldim.
Demirsiyondan Akdereden Sap gağnısı gelirdi,
Köy sığırı enebekliden ve hapızdan süzülürdü,
Baykuşun altında köy öküzü böğenle ovaya dağılırdı,
Sonbaharda başak toplanır, çöğür çalı kazılırdı,
Yörebin altına öküzle ekin ekmeye geldim.
Karda köye doğru yaklaşırdı sıtma tilkileri,
Kışın halkın dinlenme yeriydi köy kahveleri,
Kadınlara kalırdı çeşme başında hayvan sulamaları,
Nerde masal söylenip, Kavurga yenen kış geceleri,
Kandil ışığında körebe, Yüzük oynamaya geldim.
Yortmanın suyu Garasal çeşmesine kadar uzanırdı,
Çobanlar Galender kuyusuna uğramadan edemezdi,
Kaya menekşeleri süt sağanlara her gün gülerdi,
Memiş dayı da oralara bohçayla ekmek götürürdü,
Garabedir kırındaki Gaktan su içmeye geldim.
Kürt tarlası imarsızca yara gibi dururdu,
Kara Mahmut güme yapar keklikleri vururdu,
Hancılar sülalesi küçük çayıra ezeli hükmederdi,
Belliydi zabidin tarlaları hem de düzenliydi
Kaymakamların bağa ceviz, kayısı yemeye geldim.
Sağır Kadir elinde kerpedenle köyün dişçisiydi,
Bu sayede hiç çapacı ve yolmacı parası vermezdi
Gırdan veli iğneci, Çamaların Tahsin Kırıkçıydı,
Cinni kızı Ebe, Karabıçak kızı temrenin ocağıydı,
Mesleklerden kalan varmı diye sormaya geldim.
Derviş dayı, Köler Seydi kamış için sözleşirdik,
Gece üç’te gağnılarla burunkaya yoluna çıkardık.
Kamış biçerken kömçek ve sülüklerle uğraşırdık,
Ne iştah vardı, domatesle bir çarpım ekmek yerdik.
Gökçeli’nin Çorak kokan suyunu şurup gibi içerdik,
Hacıbekir oğulları orta mahalleyi zaptetmişti,
Zeynep nenem Karabedir ve Çayüstünü yol etmişti,
Murat dayım Zübeyde için çok hizmetkarlık etmişti,
Hacı dayım asker Yusuf’la hatıra foyoğrafı çektirmişti,
Kaldılar yad elde çoğunun boş olduğunu söylemeye geldim
Dombay köyü Ümmühan köprüsü görünür köy mezarlığı
Nice ölenler olmuş belki de yoktu gidiş hazırlığı,
Ot bağlamış bazılarını bellidir sahipsizliği ,
Kocamildir Karabıçak dedemin bilinir yaşadığı,
Annem Ayşe’nin mezarını arayıp bulmaya geldim.
Gün gelir de belki yolum düşerse Dinar’a Uluköy’e
Uğrarım Reis Ali hocanın eseri Garagöz çeşmeye
Dünya da her şey boş, Biz de uyalım teselliye
Kasapoğlu Ömer de bağlandı Nazilli Yıldıztepe’ye
Eski hatıraları Uzun uzun yaşamaya geldim
Gidenler az ve çok bu dünyadan nasibini almış,
Bir ev burada bir ev karşıda kilitli kalmış.
Kık yıllık ağacı kurt yemiş kurumuş kalmış,
Gelin hele komşular,dostlar, yakınlar necolmuş
Bir gün diyecekler Kasapoğlu Mustafa da yok olmuş.
Mustafa Akkuş
Özlemini duyduğum Köyüm için bu
şiirimi yazdım
|